Astrolojide Gezegenlerin Anlamı

Bu yazımda astrolojide gezegenlerin anlamlarını biraz felsefi açıdan anlatacağım. Gezegenlerin temel anlamlarını bilmek, bir doğum haritasını teknik olarak yorumlarken de oldukça işe yarar.  

--
Hint astrolojisinde Güneş, tanrının bilincinin sembolüdür. Ay ise tanrı bilincinin insanlara yansımış halidir. Ay'ın kendi ışığı yoktur. Güneş'in ışığını yansıtır. İnsanlar da tanrısal bilincin yansımalarıdır. Doğum haritasında Ay'ın bulunduğu burçlardan ve yerleşimlerinden tanrısal bilincin hangi tarafını yansıttığımızı anlarız.

Ay, tanrısal bilinci yansıttığının farkında değildir. Bu yüzden insanlar kendilerini herkesten ve her şeyden ayrı ve tek zanneder. Ay'ın kişiye böylesi bir 'kendi' (self) yanılsatması da vardır. Ay, zihindir (mind). Zihin, kendini tanrıdan ve tanrının diğer yansımalarından ayrı zannetirme özelliği vardır. Bu, ego sufizmdeki, budizmdeki ve benzer diğer mistik öğretilerdeki 'hepimiz tanrıyız' felsefesinin astrolojideki karşılığı da budur.

Güneş bilinç oldu. Ay'a yansıdı. Kendi olduk. Ego edindik. Sonrasında arzular, ihtiraslar ve istekler başlar. Bu da Mars'la simgelenir. Kulağa negatif gelse de hayatımızı idame ettirmenin şartıdır arzular. Hiçbir şey istemiyorsak bile yaşama isteği bile bir arzudur. Böyle olmasın tabii ama diyelim yaşama isteğiniz yok. Ölmek istiyorsunuz. O bile bir arzudur. Ölmek arzusudur. Mars, harekete geçme, aksiyon gezegeni diye bilinir. Her hareketin ardında arzu vardır. Yemek yeme arzusuyla kalkıp yemek pişirmek, yeni yerler görmek arzusuyla seyahat etmek, kazanmak arzusuyla savaşmak, başarılı olmak arzusuyla çalışmak, vb türetilebilir. 

Egoyu tamamen ortadan kaldırabilmiş yani tanrısal bilinçle sıkı bağları olan bazı mistiklerin, dervişlerin, hayatta/bedende kalabilmek ve dünyevi yaşamı idare edecek kadar götürmek adına bilinçli olarak bazı arzular seçtikleri söylenir. Yemeğe düşkünlük, bazı objeleri biriktirmeye düşkünlük gibi. Bu örnek de arzuların dünyevi yaşamda gerekli olduğuna bir başka işaret olabilir. 

Kuvvetli bir Mars, arzuladığı şeyi elde etmeyi tasarlar ve bunu elde eder. Bunu elde ettikten sonra kendine yeni bir arzu seçer. Zayıf bir Mars'ın arzuladığı şeyleri elde edecek stratejisi veya enerjisi yoktur. Zayıf Mars'ın arzudan gözü dönerek fazla agresifleştiği de görülebilir.  

Merkür ise gördüğümüz, işittiğimiz, dokunduğumuz, tattığımız, kokladığımız her şey ve herkestir. Duyu organlarımızla yaşadığımız olgulardır. Para, mücevher, ev, araba, yatak, koltuk, kalem, kağıt, telefon, aletler, vb her şeydir. Çocuk, adam, kadın, insandır. Kuş, böcek, kedi, hayvandır. 

Merkür, iyi ya da kötü değildir. Merkür'ün iyi ya da kötü olma gibi bir derdi yoktur. Vahşi bir katil de Merkür'dür. Masum bir bebek de Merkür'dür. Algıladığımız her şeydir Merkür. Algıladığımız şeylerin birbirleriyle bağını kurmak da Merkür'ün becerisidir. 'Faturalar sağdan üçüncü çekmecede durur'. 'Hava soğukken atkı bağlanır', 'bilgisayarı açmak için şifre gerekir', 'Ayşe'nin evi uzaktır' gibisinden nesneleri/kişileri birbiriyle bağlamak da Merkür'ün işidir. Merkür gerilerken farklı duyar, farklı görürüz. Bu yüzden gerilemelerinde algının bozulduğu söylenir. 

Venüs ise seçimlerdir. Merkür'ün temsil ettiği nesne ve canlı dünyasında seçip yanımızda tuttuklarımızı, seçmeyip bıraktıklarımızı Venüs belirler. Bu seçimlerin ardındaki motivasyonu arzular  (Mars) belirlese de arzularımıza en uygun seçimleri yapan iyi bir Venüs'tür. Venüs'ü kuvvetli kişilerin 'keşke'leri pek yoktur.  

Ahlaki anlamda doğru ve yanlışı Jüpiter belirler. Jüpiter başkalarını da gözetir. Kendi arzuları için başkalarının arzularını hiçe saymaz. Kendi dışındaki kişilerin, canlıların, doğanın da korunmasını ister ve bu yolda çabalar. Adalet kurmak ister. Jüpiter, hayata medeniyet katar. 

Satürn ise yokluk hissi verir. Bu hissi bastırmak için uğraşır dururuz. Neyi yok hissediyorsak ondan olunca mutlu olacağımız sanrısıyla yaşarız. Bu uğraşlar zaman zaman yıkıcıdır. Yaşam döngüsünün devamı için, yenilenebilmek için, eskiyen veya işe yaramayan durumların yıkımı, yok oluşu gereklidir. Satürn'ün özellikle dönüşlerinde, doğum haritasında köşelerden geçerken (yükselen, alçalan, tepe noktası, ayak ucu) veya Ay'la kavuşumlarında hayatımızda miadını doldurmuş konular yıkılır ve yok olur. Yıkıma uğramış, yok olmuş durumlara, kişilere veya nesnelere çok bağlıysak bu yıkım psikolojimizi de bozabilir.    

Uranüs, Neptün, Plüton gibi uzak gezegenlerin tam olarak nasıl çalıştığına dair çok karmaşa var. Uranüs için Merkür'ün, Neptün için Venüs'ün, Plüton için Mars'ın üst seviyesi denir. Bu üst seviye için 'tanrısal', 'toplumsal' gibi bir 'üst' makam tanımı da beraberinde gelir. Uzak gezegenlerin değerlendirilmesi iki açıdan benim de kafamı karıştırıyor. Birincisi bu 'üst' seviyenin tam olarak ne olduğu ve nasıl çalıştığı konusu karışık. İkincisi, Uranüs için Merkür'ün, Neptün için de Venüs'ün üst perdesi olduğuna dair kuşkularım var.

'Üst' seviyenin gezegenin motivasyon farkıyla alakalı olduğunu sanıyorum. Korku ve kaçınma bazlı yaptığımız her iş tamasik bir motivasyondur. İşe gitmek örneğinde, yaptığınız işi sevmiyorsanız ama kiranızı ödemek, karnınızı doyurmak için mecburen işe gidiyorsanız tamasik (düşük) bir enerjiyle hareket ediyorsunuzdur. Ama işinize severek gidiyor ve işinizi yaparken mutlu oluyorsanız bu satvik (tanrısal) yani ilhamlı bir motivasyondur. Günün sonunda yine işe gidiyorsunuzdur ama işe dair duygularınız motivasyonunuza göre çok farklı seyrediyordur. 

Uranüs'ün bilmek, aydınlanmak ve özgür kalmak motivasyonunun herhangi bir şeyden kaçınmak amaçlı değil, tamamen bilmeyi, aydınlanmayı ve özgürlüğü sevmesiyle, yani satvik enerjisiyle çalıştığını sanıyorum. Neptün'ün değişmeyi, flu olmayı, erimeyi de bir şeyden kaçınmak için değil, sadece böylesini sevdiği için yaptığını sanıyorum. Plüton'un yıkımı, yeniden doğmayı, kontrolü de herhangi bir amaçla yapmadığını sanıyorum. Yani bu üç uzak gezegenin her ne yapıyorlarsa öylesine, öyle oldukları için, amaçsızca yaptıklarını sanıyorum. Bu gezegenleri 'üst' seviyeye taşıyan da bu satvik motivasyonları olmalı. 

İkinci konu da Uranüs ve Neptün'ün neyin üstü olduğu karmaşası. Uranüs bence Merkür'ün değil, Güneş'in, yani bilincin bir başka seviyedeki, boyuttaki halidir. Evrensel bilincin kaydının bulunduğu yerdir. 

Bir bilinç sıçraması yaşadığımızda bu Uranüs'tür. Bilimsel, felsefi ve toplumsal gelişmeler bu yüzden Uranüs'e atfedilir. Bilinç havuzundan yeni bir bilgi gelmiştir. Bu bilgiyle insanlık coşmuş ve başka bir seviyede hareket etmeye başlamıştır. Bilimsel gelişmelerin genellikle yaşam kolaylaştırıcı teknolojik aletlere dönüşmesi yüzünden Uranüs'ün Merkür'ün başka bir seviyede tezahürü sanılmasına sebep olmuş olabilir ama toplumsal aydınlanmaların Merkür'le pek de alakası yoktur. 

Neptün de yine sanılanın aksine Venüs'ün değil, Ay'ın yani benliğimizin, egomuzun bir başka seviyedeki hali gibi geliyor bana. Egoya tutunmamak spiritüel öğretilerin en temel felsefesidir. Spiritüelliğin de gezegeni olan Neptün, işte bu yüzden Venüs'ün türevi değildir. Ay, suyu da simgeler. Neptün de okyanusları, büyük suları simgeler. Ay, adapte olarak ayakta kalır. Kuvvetli bir Ay, değişen ortam ve durumlara çabuk adapte olabilir. Neptün ise zaten çoktan durumun kendisi olmuştur. Ay, tanrı bilincinin benlik olarak yansımasıdır. Neptün de illüzyon olarak, hayalleri yansıtır. Bu yüzden sinemayı, fotoğrafçılığı da Neptün'ün alanına yazarız.  

Doğum haritasında Neptün'ün yerleştiği ev, flu bıraktığımız, duruma göre değiştiğimiz, tutunmadığımız veya egomuzla sahiplenmediğimiz alanları gösterir. Bu fluluk sebebiyle Neptün'ün alanlarında kişiye 'güvenilmez' hissedilebilir. Örneğin, 7.evde yerleşmiş Neptün'e sahip kişiler için ilişkilerine pek tutunmadığı, ilişkiyi değiştirmeye çok kolay meylettiği söylenebilir. Bazen de kişi beraber olduğu kişiye, ilişki ona zarar verse bile kendini fazla adar. Daha spiritüel bir Neptün bu evde beraberliklerden de elini eteğini çekebilir. Neptün bu evde her ne yapıyorsa bir ajandası olmadan yapıyordur. Sonuçları ne kadar 'iyi veya ne kadar 'kötü' olursa olsun.  

2.evdeki Neptün için ise para kazanma yöntemleri, paraya bakış açısı değişip durabilir. Ödeme yapacağına dair ona güvenemeyebilirsiniz. Bazen kendisi de parasını tahsil etmek konusunda sıkıntıya düşebilir. Çift taraflı çalışan bir durumdur bu. Daha spiritüel çalışan bir Neptün kişinin parayla bağını koparır. Kişi tüm parasını dağıtmaya, riske etmeye meyilli hale gelir zira o boyutta kişi için paranın bir kağıt parçası kadar kıymeti kalmıştır. Bu evdeki Neptün de parayla ilişkisini ilham aldığı şekillerde kuruyordur. Sonuçları ne kadar 'iyi' veya 'kötü' olur, bunun herhangi bir önemi yoktur. 

Plüton da Mars'ın bir üst seviyesidir. Gücü, gücü kullanarak kontrol etmeyi, gücünü denemeyi, öldürmeyi ve yeniden doğurmayı, bir şeye yarasın veya bir şeyden kaçınsın diye değil sadece bunu sevdiği için yapmaktır. Bu durum biraz kulağa psikopatça geliyor olsa da Plüton'un da kendi gücünü denerken sebep olduğu şeyler yine de büyük resimde bir yere oturuyordur.  












Sonraki YazıSonraki Kayıt Önceki YazıÖnceki Kayıt Ana Sayfa