Doğum haritasında Plüton'u 3. evinde yerleşmiş olan biri için ne bildiği çok önemlidir. Yeterince çok şey bilirse hayat yolculuğunda güvenli ilerleyeceğini 'sanır'. Kişi bildikleri etrafında da bir ego geliştirir. 

Oysa iş başındaki Plüton, kişiyi asla net cevaplar veremeyeceği durumlara, tartışmalara ve ikilemlere atarak şimdiye dek tüm bildiklerinin çok da işe yaramadığını hissettirir. 

Plüton'u 3. evinde yerleşmiş kişiler için bir karar vermek için çok şey bilmek gerekir. Karar vermeden önce çok bilgi toplarlar. Bazen çok insana danışır veya karar alması gereken konu hakkında çok okur, çok araştırır. Ama bu da çoğunlukla nafile bir çabadır. Kişi ne kadar çok bilgi veya veri toplarsa toplasın karar almasına yetecek kadar bilgilenmediğini sanacaktır. Bilgi topladıkça kişinin kafası daha da çok karışabilir. 

Kişinin cevapsız kaldığı veya karar vermeye yetecek kadar bilgilenemediğini hissettiği her iki durumda da aslında Plüton'un yapmaya çalıştığı kişiye parçalı bilgi ve veri kırıntıları toplatmayı bırakıp ona geniş bir bakış açısı, bir perspektif, bir felsefe kazandırmaktır. Bu geniş açıdan veya perspektif üzerinden kişi kararlarını almalıdır. Kalanını da biraz kadere bırakmalıdır. 

Plüton 3. evinizden transit yapıyorsa yukarıda bahsettiğim durumları Plüton'un bu geçişi esnasında, yani yaşamınız boyunca değilse de bu transitin gerçekleştiği zaman dilimi içerisinde yaşayabilirsiniz.


[email protected]








Mart 2018'in burç yorumları YouTube kanalımda yayında. Mart ayında gündem yoğun. Kayda değer iki gezegen gerilemesi (Merkür ve Jüpiter gerilemesi), iki dolunay (Başak ve Terazi burçlarında dolunaylar) ve bir yeni ay (Balık burcunda yeni ay) var. 

İlgilenenler için nakşatra yorumları için Galaksi Merkezi ayanamsasını baz alıyorum. Başka kaynaklardan farklı olabilir. Konuyla ilgili yazıma da buradan ulaşabilirsiniz. 

[email protected]








Plüton'u doğum haritasının 2.evinde yerleşmiş biri hayatta kendi kaynaklarına sahip olduğu ve kendi kaynaklarını dağıtmak konusunda kontrolün kendinde olduğu sürece hayat yolculuğunun güvenli geçeceğini 'sanır'. Sahip olunan kaynaklar, para ve mülk gibi somut şeyler olabileceği gibi bilgi ve yetenek gibi kaynaklar da olabilir.



Kendi paramı kendim kazanırsam güvende olurum.
     

Kendi yeteneklerimle / bilgimle ayakta durabilirim. 
     

Ailemin/sevdiklerimin ihtiyaçlarını ben karşılarım.


gibi cümleler kuran iç sesleri vardır.

İş başındaki Plüton, kişinin kendi kaynaklarına ulaşmasına engel olabilir veya kendi kaynaklarını yok ederek kişinin başkalarının kaynaklarına ihtiyaç duymasına sebep olur. Bir başkasının kaynağına ihtiyaç duymak kişinin bu konu etrafındaki fazlaca geliştirdiği egosunu azaltır.

Kişi başkalarının kaynaklarını kullandığı ve bunlardan da avantaj sağlamayı öğrendikçe başkalarına kendi kaynaklarını yaratmayı ve kendi ayakları üzerinde durmayı öğretebilir.

Normalde başkalarının ihtiyaçlarını onlar adına gidermeyi daha kolaylıkla yapan, başkalarının sorumluluklarını da rahatlıkla üstlenen Plüton 2. ev kişisi, günün sonunda başkalarına bir şey sağlamaktansa başkalarının kendi kendilerine o şeyi yapmayı öğrenmelerine vesile olmalıdır. 'Aç insana balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek' örneğindeki gibi.

Özetle, 2.evde yerleşimiş Plüton'un nihai hedefi, kaynak sahibi olmayı değil,

-başkalarının kaynaklarını da gerektiğinde kullanmayı veya 
-başkalarına kendi kaynaklarını yaratmalarına yardımcı olmayı

öğretmektir.

Plüton 2. evinizden transit yapıyorsa yukarıda bahsettiğim durumları Plüton'un bu geçişi esnasında, yaşamınız boyunca değilse de bu zaman dilimi içerisinde yaşayabilirsiniz.


[email protected]


1.evde yerleşmiş bir Plüton’a sahip kişi her hareketini, her halini kendi yönettiği, kendi kontrol ettiği sürece kendini hayat yolculuğunda güvende olduğunu zannedebilir. Oysa Plüton, kişiyi kontrol edemeyeceği, kendi boyunu aşan veya yeteneklerini kısıtlayabilen durumlara savurabilir. Bu durum gerçekleştiğinde kişi, mecburen beraberlikler ve ortaklıklar (1.evin tam karşısındaki 7.ev konularını) geliştirmek zorunda kalır.





Ortaklık kurmak kişinin “her işimi kendim halledebilirim” paradigmasına aykırı da olsa zaman içinde bir başkasıyla beraber de her işini kendisinin halledebileceğini anladığında hayatı daha güzelleşir. Beraberliklerin, ortaklıkların hayatın direksiyonunu bırakmak anlamına gelmediğini deneyimlemesi ve bu deneyimde kendini rahat hissetmeyi öğrenmesi gerekir. 


Plüton'u 1.evde olan kişiler, bundan ölesiye kaçınsalar bile kendilerini gönül ilişkileri veya ticari / proje ortaklıkları içinde bulurlar. Bir ortaklık içinde kaldıklarında da konu hemen kapanmaz ve anında huzura ışınlanamaz elbette. Ortaklıklarında da kendi kontrollerini aradıkları sürece, ortaklıklarında da sık sık gerginlikler yaşanabilir. 

Özetle eğer Plüton'unuz 1.evinizdeyse hayatın direksiyonunu başkalarıyla paylaşmaya açık olmayı öğrenmeniz gereklidir.  

Plüton 1. evinizden transit yapıyorsa yukarıda bahsettiğim durumları Plüton'un bu geçişi esnasında, yani yaşamınız boyunca değilse de bu transitin gerçekleştiği zaman dilimi içerisinde yaşayabilirsiniz.

Şu aralar popüler olan Ufak Tefek Cinayetler dizisindeki Oya karakterinin Serhan'a olan aşkını 'korkuyorum' şeklinde ifadesi Plüton'un 1. evdeki tanımına çok uymaktadır. 









Image result for destroy egoPlüton’un doğum haritasındaki ev yerleşimi kişinin güvendiği dağlara yağan karları gösterir. Plüton’un bulunduğu evle ilgili konular kişinin hayatını güvende sürdürmek için en çok ihtiyacı olduğunu ‘sandığı’ şeylerdir. Plüton da işte kişinin tam da bu güvenlik paradigmasını alt üst etmek üzere görev yapar. 


Plüton, kişinin bu güvenlik ihtiyacını gerçekleştirmesini engelleyebilir veya mevcut güvenliğini yıkabilir. Bunu da doğum haritasında yerleştiği evin tam karşısındaki evi güçlendirerek yapar. Bu engel veya yıkımla kişinin Plüton’un evine dair geliştirdiği ego yıkılarak yerine bambaşka ve daha büyük ve anlamlı bir hayat sunulur. Plüton’un amacı kişiye sandığı kadar güvende olmadığını hissettirmekle kalmaz, kişinin adeta yok saydığı zıt bir durumda da aradığı güvenliği bulabileceğini gösterir. 

Astrolojide de karşıt evler en derinde kişiyi aynı yerlere çıkarır. Bir evin anlamını tam anlamıyla yaşamak için karşıt evin de anlamlarını yaşamak gerekir. Çünkü evren zıt unsurlardan meydana gelmiştir. Her şeyin bir zıttı vardır.

“Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar. Her şey çatışma sonucunda meydana gelir” (Herakleitos)

“İnsan davranışlarında denge, ne yazık ki yalnız zıtlıklar sayesinde sağlanabilir.” (Goethe)


[email protected]




Şubat 2018'in burç yorumları YouTube kanalımda yayında. Şubat ayında Kova burcundaki Güneş tutulmasından başka önemli bir gündem yok. Diğer gündemlerin hepsi Mart'a kaldı.

İlgilenenler için tutulmanın nakşatrası için Galaksi Merkezi ayanamsasını baz aldım. Başka kaynaklardan farklı olabilir. Konuyla ilgili yazıma da buradan ulaşabilirsiniz. 

[email protected]





Bu yazımda astrolojide gezegenlerin anlamlarını biraz felsefi açıdan anlatacağım. Gezegenlerin temel anlamlarını bilmek, bir doğum haritasını teknik olarak yorumlarken de oldukça işe yarar.  

--
Hint astrolojisinde Güneş, tanrının bilincinin sembolüdür. Ay ise tanrı bilincinin insanlara yansımış halidir. Ay'ın kendi ışığı yoktur. Güneş'in ışığını yansıtır. İnsanlar da tanrısal bilincin yansımalarıdır. Doğum haritasında Ay'ın bulunduğu burçlardan ve yerleşimlerinden tanrısal bilincin hangi tarafını yansıttığımızı anlarız.

Ay, tanrısal bilinci yansıttığının farkında değildir. Bu yüzden insanlar kendilerini herkesten ve her şeyden ayrı ve tek zanneder. Ay'ın kişiye böylesi bir 'kendi' (self) yanılsatması da vardır. Ay, zihindir (mind). Zihin, kendini tanrıdan ve tanrının diğer yansımalarından ayrı zannetirme özelliği vardır. Bu, ego sufizmdeki, budizmdeki ve benzer diğer mistik öğretilerdeki 'hepimiz tanrıyız' felsefesinin astrolojideki karşılığı da budur.

Güneş bilinç oldu. Ay'a yansıdı. Kendi olduk. Ego edindik. Sonrasında arzular, ihtiraslar ve istekler başlar. Bu da Mars'la simgelenir. Kulağa negatif gelse de hayatımızı idame ettirmenin şartıdır arzular. Hiçbir şey istemiyorsak bile yaşama isteği bile bir arzudur. Böyle olmasın tabii ama diyelim yaşama isteğiniz yok. Ölmek istiyorsunuz. O bile bir arzudur. Ölmek arzusudur. Mars, harekete geçme, aksiyon gezegeni diye bilinir. Her hareketin ardında arzu vardır. Yemek yeme arzusuyla kalkıp yemek pişirmek, yeni yerler görmek arzusuyla seyahat etmek, kazanmak arzusuyla savaşmak, başarılı olmak arzusuyla çalışmak, vb türetilebilir. 

Egoyu tamamen ortadan kaldırabilmiş yani tanrısal bilinçle sıkı bağları olan bazı mistiklerin, dervişlerin, hayatta/bedende kalabilmek ve dünyevi yaşamı idare edecek kadar götürmek adına bilinçli olarak bazı arzular seçtikleri söylenir. Yemeğe düşkünlük, bazı objeleri biriktirmeye düşkünlük gibi. Bu örnek de arzuların dünyevi yaşamda gerekli olduğuna bir başka işaret olabilir. 

Kuvvetli bir Mars, arzuladığı şeyi elde etmeyi tasarlar ve bunu elde eder. Bunu elde ettikten sonra kendine yeni bir arzu seçer. Zayıf bir Mars'ın arzuladığı şeyleri elde edecek stratejisi veya enerjisi yoktur. Zayıf Mars'ın arzudan gözü dönerek fazla agresifleştiği de görülebilir.  

Merkür ise gördüğümüz, işittiğimiz, dokunduğumuz, tattığımız, kokladığımız her şey ve herkestir. Duyu organlarımızla yaşadığımız olgulardır. Para, mücevher, ev, araba, yatak, koltuk, kalem, kağıt, telefon, aletler, vb her şeydir. Çocuk, adam, kadın, insandır. Kuş, böcek, kedi, hayvandır. 

Merkür, iyi ya da kötü değildir. Merkür'ün iyi ya da kötü olma gibi bir derdi yoktur. Vahşi bir katil de Merkür'dür. Masum bir bebek de Merkür'dür. Algıladığımız her şeydir Merkür. Algıladığımız şeylerin birbirleriyle bağını kurmak da Merkür'ün becerisidir. 'Faturalar sağdan üçüncü çekmecede durur'. 'Hava soğukken atkı bağlanır', 'bilgisayarı açmak için şifre gerekir', 'Ayşe'nin evi uzaktır' gibisinden nesneleri/kişileri birbiriyle bağlamak da Merkür'ün işidir. Merkür gerilerken farklı duyar, farklı görürüz. Bu yüzden gerilemelerinde algının bozulduğu söylenir. 

Venüs ise seçimlerdir. Merkür'ün temsil ettiği nesne ve canlı dünyasında seçip yanımızda tuttuklarımızı, seçmeyip bıraktıklarımızı Venüs belirler. Bu seçimlerin ardındaki motivasyonu arzular  (Mars) belirlese de arzularımıza en uygun seçimleri yapan iyi bir Venüs'tür. Venüs'ü kuvvetli kişilerin 'keşke'leri pek yoktur.  

Ahlaki anlamda doğru ve yanlışı Jüpiter belirler. Jüpiter başkalarını da gözetir. Kendi arzuları için başkalarının arzularını hiçe saymaz. Kendi dışındaki kişilerin, canlıların, doğanın da korunmasını ister ve bu yolda çabalar. Adalet kurmak ister. Jüpiter, hayata medeniyet katar. 

Satürn ise yokluk hissi verir. Bu hissi bastırmak için uğraşır dururuz. Neyi yok hissediyorsak ondan olunca mutlu olacağımız sanrısıyla yaşarız. Bu uğraşlar zaman zaman yıkıcıdır. Yaşam döngüsünün devamı için, yenilenebilmek için, eskiyen veya işe yaramayan durumların yıkımı, yok oluşu gereklidir. Satürn'ün özellikle dönüşlerinde, doğum haritasında köşelerden geçerken (yükselen, alçalan, tepe noktası, ayak ucu) veya Ay'la kavuşumlarında hayatımızda miadını doldurmuş konular yıkılır ve yok olur. Yıkıma uğramış, yok olmuş durumlara, kişilere veya nesnelere çok bağlıysak bu yıkım psikolojimizi de bozabilir.    

Uranüs, Neptün, Plüton gibi uzak gezegenlerin tam olarak nasıl çalıştığına dair çok karmaşa var. Uranüs için Merkür'ün, Neptün için Venüs'ün, Plüton için Mars'ın üst seviyesi denir. Bu üst seviye için 'tanrısal', 'toplumsal' gibi bir 'üst' makam tanımı da beraberinde gelir. Uzak gezegenlerin değerlendirilmesi iki açıdan benim de kafamı karıştırıyor. Birincisi bu 'üst' seviyenin tam olarak ne olduğu ve nasıl çalıştığı konusu karışık. İkincisi, Uranüs için Merkür'ün, Neptün için de Venüs'ün üst perdesi olduğuna dair kuşkularım var.

'Üst' seviyenin gezegenin motivasyon farkıyla alakalı olduğunu sanıyorum. Korku ve kaçınma bazlı yaptığımız her iş tamasik bir motivasyondur. İşe gitmek örneğinde, yaptığınız işi sevmiyorsanız ama kiranızı ödemek, karnınızı doyurmak için mecburen işe gidiyorsanız tamasik (düşük) bir enerjiyle hareket ediyorsunuzdur. Ama işinize severek gidiyor ve işinizi yaparken mutlu oluyorsanız bu satvik (tanrısal) yani ilhamlı bir motivasyondur. Günün sonunda yine işe gidiyorsunuzdur ama işe dair duygularınız motivasyonunuza göre çok farklı seyrediyordur. 

Uranüs'ün bilmek, aydınlanmak ve özgür kalmak motivasyonunun herhangi bir şeyden kaçınmak amaçlı değil, tamamen bilmeyi, aydınlanmayı ve özgürlüğü sevmesiyle, yani satvik enerjisiyle çalıştığını sanıyorum. Neptün'ün değişmeyi, flu olmayı, erimeyi de bir şeyden kaçınmak için değil, sadece böylesini sevdiği için yaptığını sanıyorum. Plüton'un yıkımı, yeniden doğmayı, kontrolü de herhangi bir amaçla yapmadığını sanıyorum. Yani bu üç uzak gezegenin her ne yapıyorlarsa öylesine, öyle oldukları için, amaçsızca yaptıklarını sanıyorum. Bu gezegenleri 'üst' seviyeye taşıyan da bu satvik motivasyonları olmalı. 

İkinci konu da Uranüs ve Neptün'ün neyin üstü olduğu karmaşası. Uranüs bence Merkür'ün değil, Güneş'in, yani bilincin bir başka seviyedeki, boyuttaki halidir. Evrensel bilincin kaydının bulunduğu yerdir. 

Bir bilinç sıçraması yaşadığımızda bu Uranüs'tür. Bilimsel, felsefi ve toplumsal gelişmeler bu yüzden Uranüs'e atfedilir. Bilinç havuzundan yeni bir bilgi gelmiştir. Bu bilgiyle insanlık coşmuş ve başka bir seviyede hareket etmeye başlamıştır. Bilimsel gelişmelerin genellikle yaşam kolaylaştırıcı teknolojik aletlere dönüşmesi yüzünden Uranüs'ün Merkür'ün başka bir seviyede tezahürü sanılmasına sebep olmuş olabilir ama toplumsal aydınlanmaların Merkür'le pek de alakası yoktur. 

Neptün de yine sanılanın aksine Venüs'ün değil, Ay'ın yani benliğimizin, egomuzun bir başka seviyedeki hali gibi geliyor bana. Egoya tutunmamak spiritüel öğretilerin en temel felsefesidir. Spiritüelliğin de gezegeni olan Neptün, işte bu yüzden Venüs'ün türevi değildir. Ay, suyu da simgeler. Neptün de okyanusları, büyük suları simgeler. Ay, adapte olarak ayakta kalır. Kuvvetli bir Ay, değişen ortam ve durumlara çabuk adapte olabilir. Neptün ise zaten çoktan durumun kendisi olmuştur. Ay, tanrı bilincinin benlik olarak yansımasıdır. Neptün de illüzyon olarak, hayalleri yansıtır. Bu yüzden sinemayı, fotoğrafçılığı da Neptün'ün alanına yazarız.  

Doğum haritasında Neptün'ün yerleştiği ev, flu bıraktığımız, duruma göre değiştiğimiz, tutunmadığımız veya egomuzla sahiplenmediğimiz alanları gösterir. Bu fluluk sebebiyle Neptün'ün alanlarında kişiye 'güvenilmez' hissedilebilir. Örneğin, 7.evde yerleşmiş Neptün'e sahip kişiler için ilişkilerine pek tutunmadığı, ilişkiyi değiştirmeye çok kolay meylettiği söylenebilir. Bazen de kişi beraber olduğu kişiye, ilişki ona zarar verse bile kendini fazla adar. Daha spiritüel bir Neptün bu evde beraberliklerden de elini eteğini çekebilir. Neptün bu evde her ne yapıyorsa bir ajandası olmadan yapıyordur. Sonuçları ne kadar 'iyi veya ne kadar 'kötü' olursa olsun.  

2.evdeki Neptün için ise para kazanma yöntemleri, paraya bakış açısı değişip durabilir. Ödeme yapacağına dair ona güvenemeyebilirsiniz. Bazen kendisi de parasını tahsil etmek konusunda sıkıntıya düşebilir. Çift taraflı çalışan bir durumdur bu. Daha spiritüel çalışan bir Neptün kişinin parayla bağını koparır. Kişi tüm parasını dağıtmaya, riske etmeye meyilli hale gelir zira o boyutta kişi için paranın bir kağıt parçası kadar kıymeti kalmıştır. Bu evdeki Neptün de parayla ilişkisini ilham aldığı şekillerde kuruyordur. Sonuçları ne kadar 'iyi' veya 'kötü' olur, bunun herhangi bir önemi yoktur. 

Plüton da Mars'ın bir üst seviyesidir. Gücü, gücü kullanarak kontrol etmeyi, gücünü denemeyi, öldürmeyi ve yeniden doğurmayı, bir şeye yarasın veya bir şeyden kaçınsın diye değil sadece bunu sevdiği için yapmaktır. Bu durum biraz kulağa psikopatça geliyor olsa da Plüton'un da kendi gücünü denerken sebep olduğu şeyler yine de büyük resimde bir yere oturuyordur.  












İnsanoğlu zamanla demlenir, olgunlaşır. Geçmişte yaptıklarımızın bazen komik ve çocuksu gelmesinin sebebi de budur. Astrolojik açıdan da hayatımızın çeşitli konularını temsil eden gezegenler değişik yaşlarda olgunlaşır. Olgunlaşmadan önce gezegenler tam hakkını veremeyebilir. 

Örneğin rahat etmediği bir burçta veya rahat etmediği bir evde ve görünümde bulunan Mars, olgunlaşmadan önce gergin ve kavgacı tarafıyla öne çıkarken, ergen tavırlarını, yani küçük meselelerden büyük kavgalar çıkarmayı 28 yaşında bırakmaya başlar. 32 yaşında tamamen bırakmış olur. Bu yaştan sonra ise ancak doğru meseleler için doğru dozda mücadele vermeyi öğrenir. 

Gezegenlerin olgunlaşma zamanları şöyledir:

Jüpiter - 15.doğum günü / 16 yaş 
Jüpiter, doğruyu yanlıştan ayırabilir. 16 yaş civarında yeterince akıllı olmasak bile zihin olgunluğuna kavuşuruz. Jüpiter, doğurganlıktır. Bu yaşlarda vücut doğurganlığı da başlamış olur. 

Güneş - 21.doğum günü / 22 yaş
Güneş, tek başına özgürdür. İtibarını önemser. 21 yaşından sonra destek ihtiyacımız azalır. Kendi kararlarını alabilen bağımsız bireyler oluruz. Kariyerimize veya hayatımızın amacını gerçekleştirmeye yönelik adımlar atmaya başlarız. 

Ay - 23. doğum günü / 24 yaş
Ay, psikolojik olarak olgunluğa kavuştuğumuz, duygularımızı kontrol etmeye başladığımız yaştır. Nerede neyi yanlış yaptığımızı, hangi durumların bize ne hissettirdiğinin farkına vardığımız zamanlardır. 

Venüs - 24. doğum günü / 25 yaş 
Venüs ilişkilerdir. 25 yaşından itibaren saygın, birbirini gözeten dengeli ilişkiler kurabiliriz. Bu yaşlarda genellikle mühim bir ilişkimiz olur. Venüs'ün harita yerleşimlerine göre ilişkinin niteliği belli olur. Beden güzelliğinin de dorukta olduğu yaşlardır. 

Mars - 27. doğum günü / 28 yaş 
Hırslarımızı ve öfkemizi kontrol altına alabilmeye başladığımız yaştır. Gereksiz kavgalara girmemeyi öğreniriz. Riskler ve inisiyatifler almaya da meyilliyizdir. Genellikle girişimcilerin girişimlerine başladıkları yıllardır. Özellikle takım oyunu oynayan sporcuların performansının doruk yaptığı yaş 27'dir. 27 yaştan itibaren suça karışma oranı da azalır. 

Merkür - 31. doğum günü / 32 yaş 
Organizasyon ve iletişim becerilerimizin doruğuna ulaşmışızdır. Genellikle bu yaşlarda çevremizdeki insanları bize iyi gelen ve gelmeyen şeklinde elemeye de başlarız. Entelektüel birikimimizin faydalarını görmeye başlarız. 

Satürn - 35. doğum günü / 36 yaş 
Gerçek olgunluk yaşlarıdır. Zorluklarla başa çıkmayı, sabretmeyi, sorumluluklarımızı yerine getirmeyi gerçek anlamda öğrenmişizdir. Satürn bu yaşa kadar öğrenemeyenlere bunları öğretici bazı dersler de yaşatır. Bu yaşta hayatta güvenliği ve istikrarı yakalarız. 

Kuzey Ay Düğümü (Rahu) - 41. doğum günü / 42 yaş 
Rahu kontrolsüz enerjidir. Hangi evimizdeyse o evle ilgili sıkı bir değişim yaşayabiliriz ama bu sefer hayatımız alt üst olmuş gibi gelmez. Daha becerikliyizdir ve bu başıbozuk enerjiyi daha iyi kullanabiliriz. Hayatımızın amacına doğru sağlam bir adım atarız. 

Güney Ay Düğümü (Ketu) - 47. doğum günü / 48 yaş 
Vazgeçmeyi ve oluruna bırakmayı öğrendiğimiz yaşlardır. Moksha (hayatın çekişmelerinden özgür kalma) göstergesidir. Bu yüzden emeklilik zamanı gibi de düşünülebilir. Emekli olmasak bile bilgeyizdir. Hayatı zorlamayız. 48 yaşında Ketu'nun bulunduğu evle ilgili bir vazgeçiş yaşarız. Tam bir 'nasip kısmet' modundayızdır. 


[email protected] 






Astrolojide 10.ev, en göze görünür olduğumuz, en çok vakit geçirdiğimiz yerleri, yani özetle işimizi mesleğimizi gösterir. Mesleğimiz hayatımızın amacıyla da oldukça alakadır. Bu yüzden 10.ev karma evlerinden biridir.

10.ev, başkalarına nasıl gözüktüğümüzü, başkalarının hakkımızda ne düşündüğünü de gösterir. Nerede, kim için çalıştığımız da 10.ev'le alakalıdır. Devlet görevlisi miyiz, büyük bir şirkette mi çalışıyoruz, serbest meslek sahibi miyiz? Yöneticilerimizle aramız nasıl? Mesleğimizde takdir görür müyüz? Bunları da 10.evden anlamak mümkündür.  

10.ev hem köşe ev hem de tepe ev olması sebebiyle oldukça kuvvetli bir evdir. Burada yerleşmiş gezegenler de kuvvet kazanırlar. 

10.evde yerleşmiş gezegenlerin ne anlama geldiğini kısaca şöyle özetleyebiliriz:

GÜNEŞ: 10.evdeki Güneş sizi bir lider yapar. Adeta insan yönetmek için bu dünyaya gelmiş gibisinizdir. İşinizle alakalı her konuyu aydınlatma ve açıklama görevi sizdedir. Kimseden emir almayı sevmezsiniz. Bu yüzden de kendi işinizi yapmanız sizin için en iyisi olur. Sadece bu yerleşime özel bir meslek olmasa bile her ne iş yapıyorsanız yapın ilgiyi, takdiri üzerinizde toplayabileceğiniz hale getirirsiniz. 

AY: Mesleğinizle duygusal bağlarınız derindir. Bu bağ bazen o kadar derin olur ki mesleğiniz özel hayatınızın önüne geçebilir. Mesleğinizde işler yolundaysa siz de rahatsınızdır ama en ufak bir sıkıntı çıktığında sizin de her alandaki huzurunuz kaçar. Mesleğinizin size katabileceği statüyü sever ve istersiniz. Herkes tarafından bilinen, görünen, mesleğinizi icra ettiğiniz ortamlarda ünlü birisinizdir. Çalıştığınız şirkette, binada, koridorda sizi herkes tanır, mesela. 10.evde yerleşmiş Ay, kadınlarla çalışabilir veya kadınları alakadar eden, kadınlara yardımcı olan mesleklerde daha rahat eder. Mesleğiniz ve sorumluluklarınız konusunda oldukça hassassınızdır. Yaptığınız işin eleştirilmesi hoşunuza gitmez. 

MERKÜR: Merkür, iletişim ve yakınlık kurma becerisidir. Bilgiyi harmanlama, düzene koymayı da gösterir. 10.evde yerleşmiş bir Merkür'e sahipseniz konuşmak, yazışmak, insanlarla yakın temas kurmak sizin için çok kolaydır. Bu tam bir satış/pazarlama, halkla ilişkiler erbabı yerleşimidir. Elinizdeki malı olduğundan daha iyi göstermek ve olduğundan daha iyi sunmak, insanların bu malı satın almaları konusunda cezbetmekte üstünüze yoktur. Mesleğiniz gereği sık seyahat da edebilirsiniz. Merkür, ikiliği de şaret 

VENÜS: 10.evde yerleşmiş Venüs'e sahipseniz mesleğinizde çok yaratıcısınızdır. Yaratıcılığınızla kendinizi ifade etmek istersiniz. Bu yüzden moda, tasarım, sanat, kozmetik, mimari gibi işlerde başarılı olabilirsiniz ama bunları sırf yaratıcılık diyince akla ilk gelenler olduğu için sıraladım. Yaratıcılık her alanda mümkün olabilir. Mesleğinizi yaparken zarifsinizdir. Mesleğinizi seversiniz. Yöneticileriniz de sizi sever. İşinizi yaparken çok asil durursunuz. İş yerlerindeki entrikalara dahil olmazsınız. 

MARS: 10.evde yerleşmiş Mars tam bir girişimci yerleşimidir. Mesleğinizi sürdürmekte motivasyonunuz yüksektir. Tuttuğunuzu koparmadan bırakmazsınız. Herkesten daha hızlı ve ataksınızdır. Herkesten önce her şeyi hazırlamışsınızdır. Çok hırslısınızdır da. Bu yüzden 10.evdeki Mars da kendi işini yapmak konusunda şanslıdır. 

JÜPİTER: 10.evde yerleşmiş Jüpiter mesleki başarı ve itibar verir. Mesleğinizde adeta bir öğretmen, bir danışman, bir filozof gibisinizdir. Çok şeyi çok yönlü bilirsiniz. Bilgi vermeyi de seversiniz.Yöneticileriniz size danışmayı sever. 10.evdeki Jüpiter'e sahipseniz hayatınız boyunca şanslı kariyer fırsatları da önünüze çıkar.  

SATÜRN: Satürn'den herkes ürkse de 10.evde yerleşmiş Satürn, kendi evindedir. Yapmayı en iyi bildiği şeyi bu evde rahatlıkla yapar. Müthiş bir organizasyon becerisi verir. Kural koyma, kuralları uygulamada oldukça başarılısınızdır. Çok disiplinli ve çok çalışkansınızdır. İşleri önem sırasına koymayı ve ne zaman neye odaklanmanız gerektiğini bilirsiniz. Düzen kurucu ve düzen koruyucu olmanız sebebiyle devlet görevleri üstlenmek veya büyük kurumlarda çalışmak tam size göredir. Organize olmayı gerektiren her türlü meslekte de başarılı olursunuz. Küçük çaplı bir iş yapıyor bile olsanız işe yaklaşım ve tavrınız çok mühim bir iş yapıyor gibidir. İş, sizin patronunuzdur. İşinize müthiş bir saygı duyarsınız. 

URANÜS: 10.evde yerleşmiş Uranüs sizi sıradışı mesleklere yöneltir. Genellikle teknoloji, internet, makineler, uçaklarla alakalı teknik işler size cazip gelir. Mesleğinizi yaparken muhakkak özgür bırakılmak istersiniz. Tepenizde devamlı sizi kontrol eden bir müdür varsa oradan kaçmak sizin için an meselesi olur. Kariyer basamaklarını emin adımlarla çıkmayı, kudret sahibi olmayı çok da umursamazsınız. Yeter ki özgür olun, size ait alanınız olsun. Bunlar olmadığında mesleğinizden sıkılır ve sıklıkla iş değiştirebilirsiniz. 

NEPTÜN: 10.evde yerleşmiş Neptün mesleğinizle ilgili kafa karışıklığı verebilir. Bir süre tam olarak ne yapmak istediğinizden emin olmayabilirsiniz. Buradaki Neptün, sizi hayal gücünüzü ve ilhamınızı kullandırtan mesleklere yöneltir. Bu tam bir sanatçı yerleşimidir. Sinema, müzik, fotoğrafçılık başta olmak üzere hayal gücü ve hayali gerçekmiş gibi gösteren meslekler size çok uygundur. Sıvılar, sular ve ilaç sektörü de Neptün'ün alanına girer. Gemiler, laboratuvarlar, akaryakıtlar, ilaçlar, alkol, içecekler ve yağlarla alakalı mesleklerde başarılı olabilirsiniz. Neptün, yardım etmeyi de seven, fedakar bir gezegen olduğu için insanların dertlerine çare arayan, ruhlarına iyi gelen servisleri sunan mesleklerde, yardımlaşma dernekleri gibi alanlarda da çalışabilirsiniz. 

PLÜTON: 10.evdeki Plüton güç isteği verir. Mesleğiniz size güç verir. Güçlü bir pozisyonunuz vardır. Genel müdür gibi, şirket sahibi gibi, yüksek devlet görevlisi gibi kudretli pozisyonlarda çalışabilirsiniz. Sisteme uygun hareket etmek yerine sistemi kendinize uydurmak istersiniz. Mesleğinizde edindiğiniz güç ve otoriteyi aşırı kullanmak kontrolden çıkmanıza da sebep olabilir. Mesleki güç ve otorite isteği, sistemi manipüle etme becerisine eklenince kişiyi gizli ve kirli işler yapmaya da itebilir. Siz bizzat kirli işlere dahil olmasanız bile bunlara şahit olabilir ve bunları çözmeye yönelik çalışmalar yapabilirsiniz. Yöneticileriniz aşırı hırslı ve manipülatif olabilir. 10.evdeki Plüton, sizi hafiye gibi de yapar. Bu yüzden araştırma gerektiren işler size göredir. Bu evdeki Plüton, insan psikolojisine dair de derin bir merak da uyandırdığı için psikologluk, psikiyatristlik gibi meslekler de size uygundur. 

KUZEY AY DÜĞÜMÜ (RAHU) : 10.evdeki Kuzey Ay Düğümü, bu dünyaya başarılı olmaya geldiğinizi gösterir. Fakat başarılı olmak için ailenize, özel hayatınızın konforuna olan düşkünlüğünüzü de azaltmanız gerekir. Özellikle Rahu dönemlerinde (dasalar, antardasa ve buktilerinde) müthiş başarılar, terfiler, üst düzey pozisyonlar elde edersiniz. 

GÜNEY AY DÜĞÜMÜ (KETU):  10.evde yerleşmiş bir Güney Ay Düğümü sıradışı bir mesleğiniz olacağına işarettir. Bir ofiste, bir masanın başında olmaktan hoşlanmazsınız. Hareket edebileceğiniz işleri seversiniz. Spiritüel konularla ilgili işler de ilginizi çeker.  Elde ettiğiniz mesleki başarılar sizi orta yaştan sonra memnun etmemeye başlar. Aslında köklenme arzunuz vardır. Kendinize bir yuva ararsınız. Bu yuva muhakkak çekirdek aile kurmak anlamına gelmeyebilir. Kendinize ait, içinde kendinizi iyi ve rahat hissettiğiniz herhangi bir mekan da olabilir. Yuvanızı bulup kökünüzü salınca mesleki başarılar da rahatlıkla gelir. 

----
ÖNEMLİ NOT: Yukarıdaki açıklamalar 10.evde yerleşmiş gezegenlerin açıklamasıdır. Tek başına yeterince çok şey söylemeyebilirler. 10.evde gezegeniniz yoksa yönetici gezegenlerinin bulunduğu evler ve bu gezegenlerin aldığı açılar da mesleğinizin içeriğine dair bilgi içerir. Astroloji bir bütündür. Tek parçadan büyük çıkarımlar yapmamanızı öneririm. 

[email protected]





Astroloji karmaşık bir bilgi gibi görünse de temelini iyi kavradığımızda gerisini rahatlıkla getirebileceğimiz bir yapısı vardır. Astroloji öğrenmeye başlayanlar ilk önce zodyakın 12 burcu ve 12 evinin anlamlarını öğrenerek işe başlar. Ben de bu yazımda evlerin anlamlarının nasıl çıkarıldığından bahsedeceğim.

Doğum haritasını açtığınızda dilim dilim gözüken bölümlerin her biri birer evdir. Ufuk çizgisi 1.ev ile başlar. Bulunduğunuz koordinatlara ve mevsime göre de dilimler daralarak veya genişleyerek 12'ye tamamlanır. 


Temel astroloji öğrenirken her evin temsil ettiği en genel birkaç anlamını öğreniriz. Aslında her evin yüzlerce hatta binlerce anlamı olabilir. Bunları ezberlememiz elbette mümkün değildir. Ama yorumlamamız mümkündür. 


Mesela 8. evden örnek verirsek:

8. ev, değişim ve dönüşümün evidir. 

İnsanlar genellikle her şey yolunda giderken değişip dönüşmek istemez. Dönüşüm için bir durumun bitmesi (ölmesi) ve yerine başka bir durumun gelmesi (doğması) gerekir. Ölümden sonra bu doğuma izin vermediğimizde de zorlanmalarımız artar.  

Ölümden sonra yeni şeyin doğmasına izin vermemek takıntılara, bağımlılıklara, yoğun kedere ve depresyona sebep olabilir. Dönüşümden korkmak ise başkaları veya durumlar üzerinde kontrol kurmak istememize sebep olabilir. Kontrolcülüğümüz arttıkça da iyice kontrolden çıkarız. Kontrolcülüğü bırakıp kendimizi değişimin kollarına bıraktığımızda, dönüşüme teslim olduğumuzda ise 'spiritüel' oluruz. 

İşte sadece bir 8.evden dönüşüme karşı verdiğimiz tepkilerden baskıcı, depresif, saplantılı davranışlar da ortaya çıkabilir kuvvetli maneviyat da. Bu, tamamen hayatı nasıl karşıladığımızla, ona hangi gözlüklerle baktığımızla alakalıdır.   

Yine de zorlu bir 8.ev transiti, dönüşü, dasası gördüğümde kolay anlaşılmak adına buna 'zorlanma' diyebiliyorum.  Zorlanma denince akla ilk olarak neler gelir? 

Ölüm, boşanma, mali sorunlar, mal/para paylaşım sorunları, psikolojik sorunlar (depresyon, keder), kazalar benim ilk aklıma gelenler.

Genel yorum yapmak için bu kadarını bilmek ve ezberlemek yeterli olabilir ama detaya girmek istediğimizde bunlardan daha fazlasına ihtiyacımız olabilir. Astrolojide evlerin anlamlarını türevler alarak türetebilirsiniz. Şöyle ki:

8.ev aslında: 

  • 7. evden sonraki 2. evdir. Bu yüzden eşin/partnerin (7.ev) parası (2.ev) olarak da düşünülebilir. Ortaklıkların parasıdır. Bu yüzden de nafakayı kapsar. Başkalarının parasıdır. Bu yüzden bankaları da temsil eder.
  • 4. evden sonraki 5. evdir. Bu yüzden annenin (4.ev) tavsiyesidir (5.ev). Ailenin (4) mutluluğudur (5). Evimizin neşesidir. 
  • 5. evden sonraki 4. evdir. Bu yüzden çocuğumuzun (5.ev) gayrimenkulüdür (4.ev). Flörtümüzün annesidir. Kumar/bahis/borsa (5) oynanan mekandır (4). 
  • 10. evden sonraki 11. evdir. Kariyerimiz üzerinden (10.ev) tanıştığımız arkadaşlardır (11.ev) 
  • 9. evden sonraki 12. evdir. Kaybolan (12.ev) inançlarımızdır (9.ev). Yüksek öğrenimdeki sene kaybımızdır. 
  • 3. evden sonraki 6. evdir. İş arkadaşlarımızla (6.ev) iletişimimizdir (3.ev). İşe gidip gelirken geçtiğimiz trafiktir. Kardeşlerimizle (3) aramızdaki çekişmedir (6) 
Anlam türetmeye bir seviye daha ekleyebiliriz. Anlamlar türettikçe bizi çok da alakadar etmeyen mevzulara giriyor olabiliriz ama neyi inceleyeceğimiz belli olmaz. Teknik bilgi açısından yine de not almakta fayda olabilir. 

Mesela;
8 ev, büyük dayımızın karısıdır. 
Annemizin (4.ev) büyük kardeşinin (4. evden sonraki 11 ev) karısı (4. evden sonraki 11. evden sonraki 7 ev = 8 ev) 

Çocuğumuzun (5) eşinin (5'ten sonraki 7) kariyeridir. (5'ten sonraki 7'den sonraki 10.ev)  


























Ocak 2018'in burçlara göre astroloji gündemi Yeşim Arpat youtube kanalında yayında.

Bu ayki videolarda Yengeç burcundaki dolunayın, Oğlak burcundaki yeniayın ve ayın son gününe denk gelen ve etkileri Şubat ayına da sarkabilecek Aslan burcundaki ay tutulmasının özellikle yükselen burcunuza göre etkilerini takip edebilirsiniz. 

[email protected]


        

Önsöz: Aşağıdaki yazı sadece meraklısına yazılmış teknik bir yazıdır. Özellikle astroloji öğrenenlerden aldığım birçok soruya yanıt olması amacıyla yazılmıştır. 



Dünyadan uzaya doğru bakıldığında, görülebilen tüm yıldız ve de gezegenlerin görünebildiği bir gök kubbe perspektifine zodyak denir. Ben bunu ekran gibi düşünmeyi seviyorum. Uzaydaki cisimler de bizim de üzerinde bulunduğumuz Dünya da devamlı hareket halinde olduğundan ekran görüntüsü değişip durmaktadır. Astrolojinin işi bu görüntüyü sembolik olarak anlamlandırmak olsa da bu ekrandaki cisimlerin ne zaman nereye hareket edeceğinin hesaplanması işinin ardında teknik bazı meseleler de vardır.


Batı astrolojisi 0 ° Koç burcunda ilkbaharın ekinoksunda (gece gündüz eşitliğinin) başladığı noktada sabitlendiği tropik zodyak kullanır. Buna karşın, vedik astroloji çoğunlukla başlangıç ​​noktaları sabit yıldızlara göre tanımlanan, sidereal bir zodyak kullanır.

İlkbahar noktası, Dünyanın eksen kayması sebebiyle sabit yıldızlara göre daha yavaş hareket eder. İki noktanın hareket farkı yüzünden zodyaklar arasında 71.6 yılda 1° kadar fark oluşur. Yaklaşık 1500 - 2000 yıl önce, astroloji metinlerinin en çok da kaydedilmeye başladığı dönemlerde, her iki zodyak da birbiriyle neredeyse aynıydı. Bununla birlikte aradan geçen zamanda aralarındaki fark 20° 'ye kadar çıkmıştır.

Bazen takipçilerimden ‘Benim burcum Batı astrolojisine göre Oğlak ama Hint astrolojisinde Yay çıkıyor. Ben Yay olamam, mümkün değil. O zaman Hint astrolojisi yanlış olmalı’ gibi yorumlar alıyorum.

Şahsen ben de tropik zodyak kullanıyorum ama takımyıldızı bazlı yorum yaparken, yani nakşatra sistemlerini yorumlarıma dahil ettiğim noktada sidereal perspektifine kayıyorum. Yani yukarıdaki yorumu yapan takipçi benim gözümde de Yay değil, Oğlak. Ama konuyu kişisel zodyak tercihimden çıkarırsam zaten nakşatra sisteminde zodyak 27 takımyıldızına (nakşatraya) bölünmüştür. O yüzden tropik sistemde ‘Oğlak’ dediğimiz şeyin nakşatra sisteminde karşılık geldiği yer ‘Yay’ diye geçse de tanımı çok farklı olabiliyor. Tanımı Oğlak gibi de olabiliyor, bambaşka bir şey de olabiliyor.

Bu karmaşa burada da kalmıyor üstelik.

Günümüzde sidereal zodyak, tropik zodyaktan belirli bir fark değeri çıkarılarak türetilir. Bu fark değeri ayanamsa olarak adlandırılır. Yani, ayanamsa, ilkbahar noktası başlangıcı olan tropik zodyakla sidereal zodyak arasındaki fark hesabıdır.

Sidereal zodyak kullanan astrologlar, ne yazık ki sidereal zodyakın başlangıç ​​noktasının bulunması gereken yerin ne olduğu konusunda hemfikir değiller. Bu konuda pek çok farklı fikir var ve dolayısıyla çok miktarda farklı ayanamsalar var. Vedik astroloji öğrenmeye başlayanlar genellikle kendi öğretmeni hangi ayanamsayı kullanıyorsa onu kullanma yolunu tercih ederler ama bunu sorgulayan bir öğrenciyseniz karar vermeniz bunca çeşitlilik içinde oldukça güç olacaktır.

Hint astrologları ve bu astrolojinin batılı öğrencileri çoğunlukla Lahiri Ayanamsa'yı kullanırken, batıdaki sidereal geleneği çoğunlukla Fagan / Bradley Ayanamsa'sını kullanmaktadır. Ben ise şahsen Galaktik Merkez ayanamsasını kullanıyorum. Yüzlerce farklı ayanamsa hesabı olsa da aşağıda en çok kullanılan bu üç ayanamsa hakkında genel açıklamaları bulabilirsiniz:


* Fagan/Bradley Ayanamsası

İlk kez İrlanda kökenli Amerikalı astrolog Cyril Fagan (1896-1970) tarafından 1950’de basılan Eski ve Yeni Zodyaklar isimli kitapta "hipsomatik ayanamsa" tanıtıldı. Ayanamsa, ilkbahar noktası başlangıcı olan tropik zodyakla sidereal zodyak arasındaki fark hesabıdır. Fagan’ın hipsomatik ayanamsa hesabı da gezegenlerin yücelme derecelerinin kökenlerini (hipsomalar) araştırarak bulduğu ve buna göre sabit yıldız Spica'yı 29 ° Başak'a taşıyarak bulduğu farktır.

Amerikalı astrolog Donald A. Bradley (1925-1974) 1957'de bu yıldızın konumunu yüzlerce mühim olayın tarihlerini inceleyerek 29 ° 06’ Başak’a çevirdi. Fagan / Bradley’nin yarattığı sidereal zodyakı, Helenistik dönemde Babil astrologları tarafından kullanılan zodyaka çok benzemektedir.


* Lahiri Ayanamsası

Hindistan’da en çok kullanılan ayanamsa Lahiri Ayanamsasıdır. Hindistan’da çok sayıda düzenlenen festival ve ayinlerin düzene konulması amacıyla resmi bir ayanamsa ihtiyacı doğmuştu. Bu sebeple kurulan Hindistan Takvim Reformu Komitesi, 1955 yılında astronomi uzmanı Nirmala Chandra Lahiri tarafından hesaplanmış olan Lahiri Ayanamsasını resmi kabul etmiştir. Fakat, bu ayanamsanın tarihi geçmişi biraz sorunludur ve birçok uzman Lahiri’nin en az birkaç derece hatalı olduğunu düşünmektedir.

Lahiri, sabit yıldız Spica’nın 0° Terazi burcunda sabitler. Fakat yıldıza sabit yıldız desek de sabit yıldızların da yavaş da olsa bir hareketi vardır ve az da olsa ekliptik düzlemde farklı yerlerde görülebilirler.



* Galaktik Merkez Ayanamsası

1932 yılında telekonünikasyon mühendisi Karl Jansky yurtdışı telefon görüşmelerini etkileyen bir statik olduğunu fark etti. Bu statiğin kaynağını bulmak için de bir radyoteleskop yaptı. Statiğin kaynağı, kısmen 26° Yay burcu noktasından geliyordu. 1960’ların sonuna gelindiğinde uzay bilimciler Galaktik Merkezi radyo ve infrared frekansları sayesinde tanımladı. Samanyolu galaksisinin merkezinde büyük bir yıldız ölçülerinde ama Güneş’in dört milyon katı kütlesine sahip bir kara delik vardı. Bu kara deliğe doğru itilen inanılmaz kütlelerdeki madde de bu statiğe sebep oluyordu.

İşin ilginci Horary astrolojisinin mucidi ve Ay’ın boşlukta olmasının etkilerini ilk keşfeden William Lilly 1600’lü yıllarda yaşamasına rağmen Ay’ın Yay burcunun son derecelerinde boşlukta olmadığını iddia ederdi.

Galaksimizin merkezi, tropik zodyaka göre 1950 yılında 26° 10 dakika Yay burcu noktasına düşüyordu. Üstelik gerçekten yeri sabitti ve ancak Dünya’nın eksen kayması kadar görüşümüzden kayabilirdi. Eksen kaymasının hareketi ölçülebildiğinden galaksimizin merkezi 2017 yılında 27° Yay burcuna gelmiştir. 27 derece Yay burcu Mula nakşatrasına tekabül eder ve Mula da ‘kök’ , ‘kaynak’ anlamına gelir. Sırf anlamı itibariyle muhtemelen eski devirlerdeki kadim bilgi de buranın merkez olduğunu anlamıştı. Bu vesileyle Yay burcunun 26-27 derecelerinde gezegenleri bulunan kişilerin sıra dışı özellikleri olması dikkat çeker.

Ben de Vedik astroloji hocam olan Ernst Wilhelm’in de kullandığı Galaktik Merkezini sabit alan, ama Dünya’nın eksen kayması hesabını da kuzey kutuptan geçen sanal bir doğruya göre içeren zodyakı baz alıyorum. Özel yorumlarımda diğer astrologlara göre dönem farklıları da bundan ileri gelebilir. Aylık burç videolarımda bu detaya girmek genellikle mümkün olmuyor zaten.